Sarı Kız
15.07.2007
Edremit Körfezi’ne bakan Kazdağı’nın hörgücünde bir yatır vardır.
Her yıl, Ağustos ortasından Eylül’ün ortasına kadar katar katar kervanlar, bu yatırın ziyaretçilerini Kazdağı’nın tepesine ulaştırır. Çadırlar kurulur. Pazarlar, sergiler açılır. Alışveriş, eğlence, cümbüş hep o günlere saklanır. Kazdağı sanki bir kol çengi olmuştur. Hop oturur hop kalkar.
Kazdağı’nda yatan evliya, Sarı Kız diye anılır. Nereden gelmiştir, kimin soyundan, kimin huyundan? Hakkında öyle çok şey söylenmez.
Ancak, oralarda kime sorsanız, size sonbaharın parlak gecelerinde Kazdağı’nın hörgücündeki yatırın üzerine nur indiğini bunu kendisinin de, babasının da, emmisinin, halasının da gözleriyle gördüğünü yemin billah söyler.
Halbuki, yemin etmesine gerek yok… Eski Yunan şair Homeros’tan beri buralardan geçen kaç yazıcı, sarı Kız’ın üzerine geceleri hur indiğini yazmış.
Bir zamanlar Edremit’te bir dünya güzeli bir kız varmış. Sarı saçları, iki ışık demeti gibi omzundan dökülür, ela gözleri, tatlı sular gibi tatlı tatlı bakarmış.
Kız, bu dünyada yaşıyormuş ama, bu dünyanın adamı değilmiş. Aklı fikri Hak Yaradan’ın muhabbetinde, gözü gönlü O’nun aşkında karalıymış. Sarı kız şu cihan içre ne varsa onu Hak bilir, Hak tecellisi görür, ona göre davranırmış. Cömertmiş, doğruymuş, sadık ve vefalıymış.
Sarı Kız’ı hangi genç görse hemen ağzı, dili bağlanır, ona aşık olurmuş. Derhal araya aracılar konur; Aman, düğün dernek edelim. Sarı kız’ı bana versinler diye niyazlar, yalvarmalar başlarmış. Ama, Sarı Kız hiç kimseyle evlenmek istemiyor, her isteyeni reddediyormuş. Kimseye de derdini anlatamaz, -“Benim Hak’tan başka bir şeyle alışverişim yok” diyemezmiş.
İrtibat: 0242 572 77 08
Kategori: Hikayeler


Hadi Yorum Yazalım